münferit
Bu ülkede cinayetlerin bir adı var: münferit.
Kadın öldürülür, münferit.
Çocuk ölür, münferit.
Birileri sokakta, evde, işte öldürülür; münferit.
Bu kelime her seferinde aynı işi yapıyor. Yaşananı küçültüyor, bağlamından koparıyor ve sorumluluğu dağıtıyor. Sistematik olanı tekil gösteriyor. Tekrar eden bir şiddeti istisna gibi sunuyor.
Oysa ortada tekil olaylar yok. Aynı biçimde işlenen, aynı şekilde açıklanan, aynı hızla unutulan ölümler var. Fail değişiyor, yöntem değişiyor, ama sonuç değişmiyor. Ardından aynı cümleler kuruluyor, aynı açıklamalar yapılıyor ve hayat devam ediyor.
“Münferit” denildiği anda soru sormak gereksizleşiyor. Neden oldu, nasıl oldu, daha önce neden engellenmedi soruları askıya alınıyor. Sorumluluk havada kalıyor. Kimse tam olarak suçlu olmuyor.
Bu kelime, cinayetleri olağanlaştırıyor. Alışkanlığa dönüştürüyor. Bir sonraki haber için zemin hazırlıyor. Çünkü münferit denilen şeyler burada bitmiyor, çoğalıyor.
Sorun bireysel öfke değil. Sorun bir kişinin aklı değil. Sorun bu kelimenin arkasına saklanan düzen. Ölümleri tek tek anlatıp bütünü inkâr eden bir sistem.
Burada münferit olan cinayetler değil.
Münferit olan adalet.