yetki
Burada politika bir fikir alanı değil. Bir güç meselesi. Kim konuşabilir, kim susar, kimin sözü geçerli sayılır; her şey bunun etrafında döner. Aynı cümle ağız değiştirince anlam değiştirir. Aynı eleştiri bir yerde serbesttir, başka bir yerde suç.
Ama asıl soru şu: Politika neden hayatımın bu kadar içine girdi?
Normal olan bu muydu? Hatırladığım siyaset böyle bir şey değildi. Bu kadar dışarıda, bu kadar öteki, bu kadar sürekli tetikte hissetmiyordum.
Politika gündelik hayatın içine sızdı. Konuşurken, susarken, düşünürken. Ne söylediğimi değil, neyi söylememem gerektiğini hesaplar oldum. Huzurla yaşamak isterken yorgun düştüm. Bu yorgunluk çalışmaktan değil, sürekli dikkatli olmaktan geldi.
Burada politika yönetim biçimi değil. Doğrudan hayatı belirleyen bir baskı düzeni. İnsanların nerede duracağını, ne kadar konuşabileceğini, ne kadar görünür olacağını belirleyen bir mekanizma.
Tarafsızlık diye bir alan kalmadı ama itiraz etmenin bedeli var. Alışmak bekleniyor. Alışmayanlar sorun olarak işaretleniyor. Normalleşme, susturmanın en etkili yolu hâline geliyor.
Politika artık bir tercih değil. Kaçınılamayan bir gerçeklik.
Ve en rahatsız edici olan şu: Beni yoran şey siyasetin kendisi değil; siyasetsiz bir hayatın artık mümkün olmaması.